Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Kasım 21

MULE Blog 2 Yaşında!

Vizeler buhranı ve 'bu okul nasıl bitecek' sorularıyla meşgul 40 tilkinin dolandığı kafa,birşeyler karalamaya başlayalı blogun 2 yılı doldurduğunu atlar tabi.

2 yılda çoğu renkdaş kimisi de farklı renklerden pek çok insanla tanışmama vesile oldu blog.Blogu açmasaydım twitterı da belki o dönemlerde değil de benim açtığım sıralarda ''twitter neymiş ya,ünlülerin groupieleri kullanıyo sadece onu,tutmaz,feysbuk kraldır'' diyenlerin son 2-3 ayda patır patır twitter hesabı edindiği gibi ben de bu aralarda açacak ve o başta saydığım insanlarla tanışma fırsatı edinemeyecektim.

Hoş bahsi geçen kafayı yaşayan insanlar daha halen blog ne blogger ne bunlar boş iş,zaman kaybı diyen muhtemelen daha hala spor haberlerini fotomaç,fotogol,fotospor vb mecralardan takip eden insanlar.

Başlarda yazdığım şeyler ne kadar ilgi görüyor acaba,ne kadar okunuyor diye çok merak ederdim yalan yok.Sonra gördüm ki bunu dert etmek yersiz,gün geçtikçe gerek Blog İdman Yurdu gibi Fenerblog gibi bünyesine katıldığım oluşumlar olsun gerek beğenilen yazıların başka blog ve sitelerde paylaşılması sonucunda belli bir kesimin ilgisini devamlı olarak çeken birşey blog.Tabi ki hala ziyaretçilerin büyük kısmı blogu ilk defa görenlerden oluşuyor ama ne olursa olsun yazdığınız şeylerin başka insanlar tarafından okunması,yorum yapılması,eleştirilmesi paylaşılması güzel şeyler.

2 yılda 500'e yakın post girmişim ki aslında ağırlığı futbol içerikli bloglar için az bi rakam.İlk yıl sporun yanı sıra sinema ve müzik içerikli postlar da atıyordum son zamanda bunlara pek yer vermedim o tarz postlara da epey ilgi oluyor aslında benim de ara ara hep aklıma geliyor ancak okul ve kişisel işler güçler,sorumluluklar gün geçtikçe hem daha fazla zaman kaplamaya başlıyor hem de zihinsel olarak daha çok yoruyor insanı.Yine de 2 yıl az bir zaman değil ve hala bu işten vazgeçmediğimi ve buna paralel olarak bloga olan ilginin arttığını görmek güzel.

En güzeli de;şimdilerde her gece yatağa girdiğimde kendisine beni sarı-laciye tutkun bir çocuk olarak yetiştirdiği için şükrettiğim babamın yerine yıllar sonra geldiğimde kendi oğluma bu bloga yazdığım şeyleri gösterebilmenin hayali.Bir gün bunu gerçekleştirmeyi çok istiyorum cidden babaların hakkı ödenmez.Nur içinde yatsın,yokluğunda dahi halen onun bana öğrettiği gibi,ona layık bi evlat olarak yaşamaya çalışıyorum,umarım olabiliyorumdur.

Nice yıllara ozaman,bunca zaman blogu ziyaret eden okuyan yorumlayan paylaşan vakit ayıran herkese teşekkürler!

Salı, Mart 22

İsveç'te Yılın Fotoğrafı /Depremden Kaçanı Sefalet Vurur!

İsveç'li fotoğrafçı Nathan Weber'in Haiti'de yaşanan deprem felaketi sonrası meydana gelen dükkan yağmalamaları sırasında vurulan 15 yaşındaki kız Fabianne'in polis tarafından vurulması sonrası çektiği fotoğraf ülkede yılın fotoğrafı seçilmiş.

Hep futbol paylaşacak değiliz ya.Biz büyüdük ve Dünya kirlendi denir ya aynen öyle ben büyüdükçe hep daha sık ve çok felaketler yaşanmaya kötü haberler artmaya başladı bültenlerde.Kızın deprem yüzünden değil de sefaletten kaçmak uğruna savaşırken ölmüş olması mı alt karede kızı fotoğraflayan habercilerin avına bakan aç kurtlar gibi dizilmeleri mi daha ilginç çözemedim.İlginç değil acı demek daha doğru olur heralde.

Fotoğrafın hikayesi hakkında Weber ile yapılan röportajı sitesinde izlemek mümkün.

Pazartesi, Mayıs 31

Lanet olsun sana İsrail!

Bu sabah İsrail askeri güçleri,Filistin'e doğru yol alan ve yalnız insani yardım(gıda,yiyecek,ilaç) içerdiği belgelerle kesin olan 3 yolcu ve 3 kargo gemisine tamamen insanlık dışı ve keyfi bir şekilde hain saldırıda bulundu.

Bugün okula gitmeden önce ağzımız açık şekilde bi yandan şaşkınlık bir yandan da kızgınlık içerisinde olanları izliyorduk.Ve bizim tarafın tek yaptığı şey sonu gelmeyecek 'kınama'lar silsilesinden birini sergilemekti.Kimdi bu herifler?Neylerine güveniyolardı?Nüfüsları neydi ki bunların?Koca Türkiye tükürükle boğardık pislikleri.Ki yaptıkları şeyler artık müslüman ülkelere karşı bir tehdit oluşturmaktan çıkmış tüm Dünya'ya tehdit oluşturur bir hal almışken bu adi memleketin başbakanı sırıta sırıta 'operasyon için tam emir verdim' diyebiliyordu.Arkalarında kim var dedik ya herkesçe malum,barış mesajları ile gelen Obama'nın başında olduğu ABD de 'yaralananlar için büyük üzüntü duyuyoruz' demekle yetindi.

Bu olanlar ilk değil,İsrail'in insanlığa karşı düzenlediği son eylem de olmayacak.Tamamen insani yardım götürdüğü belli olan savunmasız insanlara yapılanlardan sonra 'onlar da sivri cisimlerle karşılık verdiler' bahanesine sığınmak kesin şekilde bir terör ülkesi olduklarının resmi olmalıdır artık.

Bir de yanlış anlaşılmasın ama! diye başlayan cümleler var.Neymiş askerler halatlarla helikopterden inerken bizimkiler daha dinlemeden sopalarla falan vurmuşlar.Karşındaki adamda silah var efendi!Sabahın köründe yardım için bulunduğun yolculuğu keserek,üstelik gemiye inmeden de ateş açıldığı iddaaları varken savunmasız siviller napsaydı? Olduysa,vurdularsa da refleks olarak bir insanın vereceği tepkidir bu!Çok ayıp dimi bizim sivillerin yaptıkları,o halatlarla inen askerler çiçek verecekti de bir tek onların haberi yoktu dimi?

Varoldukları ilk günden beri bulundukları sayısız 'şımarık' hareketlerden biri bu İsrail'in.Abileri seslerini çıkarmadıkça da bu tür olaylar yanlarına kalmaya devam edecek.New York'ta BM konseyi toplanacakmış.Hiç umudum yok yine ama dilerim artık birileri çıkıp bir şeyler yapsın.

Ali Kırca'nın yaptığı yorum gibi: 'Asıl mesele İsrail'in Dünya'yı karşısına alıp alamayacağı değil,Dünyanın İsrail'i karşısına alıp almayacağı'.Bu olanlardan sonra da özellikle G8 ülkeleri ve ABD adamakıllı bir yaptırımda bulunmazsa 'eşkıya dünyaya hükümdar olmuş' demekten başka yapacak bişeyimiz kalmayacak.

Not:Zaten heryerde paylaşılıyor.Bugüne kadar açıkçası ben de dikkat etmezdim ancak bundan sonra İsrail menşeili ürünlere karşı boykot çağrısına kulak vermek hepimizin sorumluluğu olmuştur diye düşünüyorum.Ürünleri görmek için şuraya tıklayabilirsiniz.

Perşembe, Mayıs 27

Ve Lost sona erdi!

Dile kolay.6 yıl olmuş yayınlanmaya başlayalı.Ülkemizde ilk yayınlanmaya başlandığında çift katlı otobüslerin arkalarında ve billboardlarda sık sık reklamını görmek mümkündü dizinin.Hiç unutmam her sabah okula giderken metroya bindiğimiz durağın billboardunda ''Amerika bu diziye çıldırdı.'' yazan reklamı gördüğümde Adem'e tepkimi; -bu ne olum ya? diyerek vermiştim.

Tabi ozamanlar hayatım basketboldan ibaretti.Gündüz okul,akşam idmanlar,maçlar;haftasonları full idmanla geçiyordu.Nerden biliyim ben lise 2 ye geldiğimde 3 sezonu sona ermiş dizinin dvdlerini kuzenimden alıp seyretmemden sonra bu denli müdavimi olacağımı.Çünkü dediğim gibi o dönemler hiç boş vaktim olmuyordu.Olsaydı muhtemelen blog işine de daha erken girerdim.

Neyse velhasıl elime geçen ilk 3 sezon dvd lerini kimi zaman günde ara vererek 6-7 bölüm bazense tek nefeste 4-5 bölüm izlediğim oluyodu.Annem,Babam kardeşim de sarmışlardı diziye.Akşam yemekten önce yemekten sonra tv izlenmiyordu,Lost vardı.Allahım nasıl bir senaryo ki o,insanda yarattığı merakla izlemeyi bırakamıyorduk resmen.Yemeğe oturuyosun aklında,tuvalette işiyosun aklında,yolda,okulda,gece uyurken her daim aklında.Acaba nolacak?

O 3 sezonu bitirdikten sonra yine bir süre izlemedim.Sonra 4.sezonu bitirdim önce geçen yıl.6.sezonun final olacağının açıklandığı dönemdi sanırım o.Ardından bu okul döneminde de 5 ve 6. sezonlara giriştim.Ve dün gece dünya üzerinde bilmem kaç milyon insanın merakla,kafada bir dünya soruyla beklediği finali izledim.

Çocukken Yılan Hikayesi vardı mesela.Okulda müzik derslerinde flütle çalınırdı şarkısı falan.Salakça bi şekilde daha ozamanlarda ulan bidaha böle meraklandırıcı dizi gelmez demiştim.Bu sözümü yemiştim sonra tabi.Şimdi Ezel var mesela.Ne biliyim Deliyürek vardı bi zaman,sonra hernekadar nefret etsem de bir dünya insan için Kurtlar Vadisi vardı.Hala ilk sezondan başlayıp izleyenleri var mesela.

Bu durumların en babasını Matrix'i izlediğimde yaşamıştım.Ne güzel sonra Reloaded'dı,Revolutions'tı Wachowski kardeşler sağolsunlar çıkardılar ama ben o ilk filmi izlediğimde ulen vay anasını daha da böyle film yapılmaz demiştim mesela.Ne biliyim Yüzüklerin Efendisi de biraz o izlenimi vermişti mesela.Fight Club'da da o his oluşmuştu.Daha hala gelmedi mesela bence onlar gibiler.En azından o tarzı baz alırsak.

Heh şimdi Lost'a bağlamak gerekirse işi Lost benim için tüm bunların zirvesidir arkadaş.Öyledir.Tamam bende merak ediyorum o kutup ayısı nerden geldiydi,Hurley onca zaman nasıl zayıflamadıydı ve tuhaf biçimde şimdi yazarken aklıma gelmeyen ancak dün gece finali izledikten sonra yattığımda aklımdaki onlarca soruyu ben de merak ettim ediyorum.Ama işin açığı ilk 3 sezondan sonra işler biraz karmaşıklaştı.İlk sezon iyiydi tek tek karakterleri tanıdık öğrendik falan,sonra The Otherslarla tanışma faslı olarak geçen 2.sezon ve arada geçen muhabbetleri anlatan 3.sezon.Ondan sonra bir dönem bana da,belki verdiğim aradan ötürü biraz cıvıttılar gibi gelmişti.Ona rağmen her bir bölümü izlerken bir sonraki bölümün partlarını yeni sekmelerde açmayı ihmal etmiyordum.Sonuç olarak Lost,o merak edilen ve hatta çoğunu da cevapsız bıraktığı,kendi yarattığı sorularla değil tüm bu hengameyi 6yıldır bunca insana yaşattığı,bu merakı insanların içine işlediği,bu soruları sordurabildiği ve bukadar kafa patlattırabildiği için bukadar önemlidir.Efsanedir.

Final bölümüne gelecek olursak,herşeyden önce çok duygusaldı.Ben televizyonda yayınlandıktan 1gece sonra izledim.İzlemeden önce ekşisözlükte ve bloglarda denk geldiğim pek çok yorumda cevaplanmamış sorular nedeniyle senaristlere kızgınlık vardı.Aslında detaylara takılmadığınız zaman gayet tatmin edici bir final oldu bence.Ana hatlarıyla baktığınızda,Jack'in en başından beri olduğu gibi sorumluluğu üstlenen,toparlayıcı,lider özelliğini tekrar ortaya koyması zaten dizi başladığından beri olayların biraz Jack'in etrafında döndüğünü gösterdi bize yine.Son bölümde Shannon,Boone gibi karakterleri yeniden görmek güzel bir detaydı mesela.Dizinin sonunun Jack'in sürekli kendini ispat etmeye çalıştığı babası ile yaşadığı diyaloglarla bağlanması da güzeldi bence.

Benim izlemekten en çok keyif aldığım karakterlerden biri Desmond'dı.Özellikle o muhteşem aksanını unutmak mümün olmayacak.Bir de şimdi hangi sezon olduğunu hatırlamıyorum ama 4tü sanırsam.Penelope ile telefonda yaptıkları bi konuşma vardı,dizinin en duygusal anlarından biriydi.Hurley'ın 'dude!' deyişleri,Sawyer'ın karizması,aralara sıkıştırdığı küfürleri ve şimdi aklıma gelmeyen pek çok güzel detayıyla hafızalarımıza kazındı Lost.Kate'in de dizi boyunca bi Sawyer'a bi Jack'a gideri var! dedirten hali sonunda Jack'ta karar kılmasıyla son buldu.

Nasıl şimdiki ilkokul çocukları ve hatta bizler Messi gibi bir adama denk geldiğimiz,izleyebildiğimiz için şanslı sayılıyorsak bence Lost'un yayınladığı bu 6 senenin de bizim jenerasyona denk gelmesi o denli hatta pek çoklarına göre daha büyük şanstır.

Herşeyiyle Lost dünya televizyon tarihinin ben de dahil olmak üzere pek çok kişinin de düşündüğü gibi en büyük yapımı.En güçlü senaryosu olarak tarihe geçmiştir.Ve bana bu sefer sanki gerçekten onun gibisi yapılmayacakmış gibi geliyor.

Kesin unuttuğum pek çok şey vardır ama 4.sezon finalinde başta olmak üzere pek çok kez ve hep Desmond'dan duyduğumuz 'See ya in another life,brother'' sözlerini final bölümünde Jack'tan duymamız da manidar olduğu kadar paylaşmadan,değinmeden edemeyeceğim türdendi.Sizi o anlarla başbaşa bırakıyorum.


Salı, Mayıs 11

Ara!

Haftasonu İstanbul'a düzenlediğimiz gezi sonrası 4-5 gün daha Sivas'tayım sonrasında şampiyonluğun belirleneceği haftasonu dahil olmak üzere 1 hafta İstanbul'da olacağım.Bu 1 hafta boyunca hem derslerin sonuna gelinmesi hem bir takım sıkıntılar yüzünden blogla ilgilenmem zor olacak gibi görünüyor.Umarım geri dönüşüm şampiyonlukla birlikte olur.Kısa bir süre sonra yine bu satırlardan iletişimde olmak dileğimle,saygılar,sevgiler.Eyvallah

Cuma, Mayıs 7

Salenko Altın Ayakkabısını satıyor!


94 Dünya Kupası'nı ülkemizde Coca-Cola'nın dağıttığı Usa '94 baskılı toplardan hatırlıyorum sadece.O Dünya kupasında öyle bir isim vardı ki sonraki sezonda Uzan'ların yönetimi ele aldığı İstanbulspor kadrosuna katıldığında belki de okadar dikkat çekmemişti.

O isim;Romario'lu Brezilya ve İsveç'in gerisinde kalarak 3 maçta yalnızca 1 galibiyet alıp kupaya veda eden Rusya milli takımının,o tek galibiyeti 6-1 lik skorla Kamerun karşısında alırken 5 gol atan(bkz.post dibi video) ve kupayı İsveç'e attığı penaltı golü ile de 6 golle,Bulgarların efsane ismi Stoichkov ile birlikte gol kralı olarak kapatan Oleg Salenko'dan başkası değil.

95-96 sezonunun devre arasında takıma katılan Salenko,sezonun ikinci yarısında oynadığı 15 maçta 11 gol atarken Beşiktaş ve Galatasaray ağlarını da boş geçmemiş.2,5 sezon kaldığı İstanbulspor'dan önce,Rusya'da parladığı Zenit ve Dinamo Kiev takımları sonrasında Avrupa'da Valencia ve Rangers formalarını terletmiş.

Salenko'nun geçmişinden bukadar bahsettik,blogda yer vermemizin asıl sebebine gelelim.Salenko'nun 2 yıl evvel bulunduğu bir iş hayatı girişimi tüm dünyayı etkileyen ekonomik kriz yüzünden batmış.Bunun sonucunda Salenko 94 Dünya Kupası'ndan aldığı 'Altın Ayakkabı' ödülünü satmaya karar vermiş.Bu aralar Dünya futbolu ile yakından ilgilendiklerini gördüğümüz Arap şeyhlerinin Birleşik Arap Emirlikleri şubesinden bir başkası,Salenko'nun borçlarını ödemek için yeterli gördüğü 500.000$ lık ücretini,ödülün bir müzede görücüye açık ve güvenilir bir şekilde saklanması sözünü de vererek ödemeye hazır olduğunu belirtmiş.

Salenko ödülün Rusya yada Ukrayna'da kalmasının onu daha çok mutlu edeceğini eğer bu iki ülkeden bir gönüllü çıkarsa tercihini bu yönde yapacağını söylemiş.

İnsan nekadar zor durumda olursa olsun bu derece manevi değeri olan bir ödülü satmayı düşünür mü? Ne kadarlık bir kesim bu yönde hareket eder bilmiyorum ama ben eş-dost,borç-harç bi şekilde kapatmaya çalışırdım borcumu hayatta satmazdım o ayakkabıyı.

Bu arada en başta bahsettiğim o futbol topunu uzun süre saklamıştım,arkadaşlarla oynamak için dışarı çıkardığım ilk gün; hepimizin kolaylıkla hatırlayacağı hatta hala yollarda gördüğümüz kırmızı kasalı bir Dodge Fargo'nun altında kalarak patlamıştı.5 yaşındaydım ama hiç unutmadım o günü.


Salı, Mart 23

Özhan Başkan Vefat Etti

2 yıldan fazla bir süredir Pankreas Kanseri tedavisi gören eski Galatasaray başkanı Özhan Canaydın 67 yaşında tedavi gördüğü Bursa Acıbadem Hastanesi'nde hayata gözlerini yumdu..

Kendisine Allah'tan rahmet,sevenlerine sabır diliyorum..Başımız sağolsun..

Perşembe, Mart 11

Barcelona sokaklarında Curling

Barcelona kulübü 3 gün önce sitesinde Barcelona şehrini mart ayında pek alışılmadık şekilde etkisi altına alan kar yağışının Nou Camp zeminini nasıl beyaza bürüdüğünü gösteren fotoğrafları resmi sitelerinde yayınlamışlardı.

En son stad zemininin 25 Aralık 1963 ve 10 Şubat 1983'te bembeyaz olacak şekilde karla kaplandığı da not olarak düşülmüştü.Barcelona'da soğuk hava etkisini yitirmeye başladı ama akdeniz ikliminin görüldüğü ve kara pek alışık olmayan şehrin gençlerinin sokaklarda kardan nasıl istifade ettiklerinin videolarına rastlamak mümkün.

Altta gördüğünüz videoda iki genç yaya geçidi gibi gözüken çizgiler boyunca kendilerince Curling oynarken yukardan da arkadaşları olsa gerek birisi onları videoya almış.Biz daha çok yokuş görünce bidonu yarıdan kesip içine oturarak kayan yada direk battal boy çöp poşetlerine oturarak yine yokuştan gerek slalom gerekse drag misali en hızlı kim inecek yarışı yapanlara alışığız.Böyle değişik sporları da görmek güzel.

Cumartesi, Şubat 27

Geçmiş Olsun Nicolas!


Sağlık kadar değerlisi,önemlisi yoktur insan hayatında.Şimdinin Beşiktaşlısı Mert Nobre bir zamanlar Fenerbahçe forması altında Ali Sami Yen'de Mondragon'un üzerinden aşırtıpta attığı golle o gün şampiyonluk yolundaki direk rakibi karşısında 3 puanı getiriyordu ancak sezon sonunda Denizli'ye kaybedilen 2 puanla şampiyonluk Galatasaray'ın olmuştu.Golden sonra o dönem takımdaki Anelka'nın ilk adı olan Nicolas'ı dövme olarak yaptırdığı kolunu kameralara gösteriyordu Nobre.Hatta o dönem Anelka'yla çok iyi anlaşıyorlar ya onun için yaptırdı muhabbeti bile dönmüştü.Halbuki 2 yaşındaki oğlu Nicolas'ın adıydı dövmenin anlamı.

İşte şu anda 7 yaşında olan oğulları Nicolas'ı Nobre ailesi bu sabah ateş,şiddetli baş ağrısı gibi şikayetlerle hastaneye kaldırdılar.Hastaneye getirildiğinde bilinci kapalı olan Nicolas yoğun bakıma alınmış.Enfeksiyona bağlı bir rahatsızlık yaşadığı tahmin edilen Nicolas'a ve Nobre ailesine geçmiş olsun diyor acil şifalar diliyorum.



{3 gündür muhtemelen pazartesi FB-Bursa maçı için dışarda olduğum sıralarda kaptığım kıçıkırık bi virüs yüzünden yamulmuş haldeydim,bumeyanda okul başlıyor dönüş hazırlıkları var yavaş yavaş,3-4 güne eski sıklıkta paylaşımlara başlamak dilek ve isteğim var hayırlısı bakalım ;) }

Pazartesi, Şubat 22

Az pilav üstü kuru..


[[Bu yazı kuşkusuz blogun şimdiye kadarki postlarının içinde en uzunudur.Gecenin bu vakti sıkılanlar olabilir anlayışla karşılıyorum.İlk kısım Galatasaray-Beşiktaş derbisi hakkında bişeyler içerirken yarıdan fazlasını oluşturan son bölüm ise,bugün yaşadığım ve hayatımın bişeyler öğrenerek geride bıraktığım sayfalarından biri olarak tanımlayabileceğim,sizlere de örnek olabileceğine inandığım şeyler içeren bölümüdür.Maç kısmını istemeyenler direk mavi renkli yazılara geçerek bu hikayeyi okuyabilirler.Saygılar]]

Az derbi üstü muhabbet gibi bi başlık düşünüyodum aslında.Maçın ilk yarısını netten izledim.İşin açığı beklediğimden de iyi,istekli bi Beşiktaş vardı.Pozisyonları da buldular ama atamadılar.Bobo olsa daha mı iyi olurdu dedi muhtemelen çoğunluk ama Bobo olsa Nobre'nin girdiği pozisyonlara girer miydi buda farklı bi bakış açısı.

Dün gece,aslında sadece kuponu paylaşmak için açtığım postta maç hakkında da bişeyler karaladım.Beşiktaş'ın kanatta oynayacak oyuncularda doğru tercihleri uygulamasının önemli olacağı vurdulağım şeylerden biriydi mesela.Solda Ekrem sağda Holosko çok etkili oldular ilk yarı.Beşiktaş bence uzun süre sonra bir maçta kanatlarını bukadar verimli kullanmıştır.Galatasaray belli ki başta kaybetmemek hedefiyle gelmişti İnönü'ye.Oynadıkları oyun ve anlayışları 3 gün önceki Madrid maçının kopyası mıydı yoksa 4 gün sonraki Madrid maçının hazırlığı mıydı bilemiyorum ama ikisi arasında pek bir fark olmasa gerek.En azından Jo olmadıkça ve Arda uçta oynatılmaya ısrar edildikçe.Neden anlamıyorum..Neden Keita uçta Arda kanatta kullanılmaz.Anlıyorum Arda'ya daha serbest bir rol verilmek isteniyor olabilir ancak bu seçim böyle yapıldığından beri takımın sıkıntılar yaşamaya başlamış ve devam ediyor oluşu bana mantıksız bi zorlama yapılıyormuş gibi geliyor.

Dediğim gibi Beşiktaş daha istekli ve gol arayan taraftı ilk yarıda.İkinci yarıda biri atacaksa bu Beşiktaş olur dedirtiyordu işin açığı,en azından ben dedim ve buna olan inancımı da evden çıkarken yapmış olduğum canlı bahiste değerlendirmek istedim.

İkinci yarıyı tam da arabayı park etmek üzere girdiğim avm'nin otoparkında manevra yaparken Arda'nın golüne kadar radyodan dinledim.Beşiktaş'ın gol attığı haberini aldık oturduğumuz yerde tamam dedim atarlar heralde ikinciyi de ama öyle olmadı.Maç öncesi küfürlü tezahüratlar ve maç sonu Mete Düren'in;Yıldırım Demirören'in maça gelmeyişini saçma ve mantıksız şekilde ''bu maça diğer maçlardan fazla bir değer verildiği havası oluşmasın takımda'' diye açıklamasının da gösterdiği gibi hem Beşiktaş taraftarının kendi içinde yönetimle yaşadığı sıkıntıların hemde bahsettiğim Galatasaray taraftarı ile karşılıklı küfürleşmenin 'kardeş takımlar' sıfatını bence ortadan kaldırmasına rağmen kardeş kardeş paylaştılar puanları.Beşiktaş için eksik maçları ile birlikte burdan çıkabilecek bir galibiyetle yarışa ortak olabilme olasılığı bence ortadan tamamen kalkmış sayılabilir.Galatasaray ise iki Uefa maçının arasında sakatlıklarla boğuştuğu bir dönemde zorlu deplasmandan yenilmeden döndüğü için 1 puandan memnun olmalı.

Yarın Fenerbahçe Saracoğlu'nda Bursa'yı ağırlıyor.Bursa kupa maçından sonra extra motive şekilde çıkacaktır maça,sert de oynayacaklarıdır.İşin güzel yanı zaten gitmeyi düşündüğüm ve istediğim maça Meşale Kokusu blogunun dağıttığı hediye biletlerden birinin bana denk gelmesi sonucu gitmek farz oldu işin açığı.

Fenerbahçe'de Mehmet Topuz'un da sakatlara katıldığı haberlerinden sonra klişe olacak ama takım cidden revire döndü.Yarın Guiza'nın yerinde Semih'in dışında,Lugano'nun çıkmasından sonra oynayan 11in aynısı çıkacak muhtemelen sahaya.Alex'in belinde ağrılar mevcut Gökhan Ünal bir ihtimal uçta,Semih Alex konumunda oynayabilir.Kıran kırana bir maç olacağı kesin.

Şimdi futbolla alakasız bir konuya yer vereceğim bugün denk geldiğim.

Benim çocukluğum Esenler'de geçti.Bilmeyen varsa tarif edeyim,Otogar var hani metrodan bilebilirsiniz,hani şu şehirlerarası otobüslerin İstanbul'da ki buluşma noktası.Doğu'dan İstanbul'a gelen,gidecek yeri olmayan tiplerin tıkış tıklım doldurduğu İstanbul'un yarım milyondan fazla olan populasyonu ile sıralamada ilk 5i zorlayan belki de ordan yer edinen ilçesidir.

40 sene evvel Bosna'dan Türkiye'ye gelen bizimkilerin tek tanıdıkları bu civarda olunca bizimkiler de ozamanlar Esenler'e yerleşmiş ve kalmışlar.Ancak son yıllarda o çarpık yapılaşmayı bariz şekilde görebildiğiniz bir yer haline gelmiş olması,sokakların darlığından,yükselen gri beton yığınlarının nefes darlığı yarattığı bu ilçeden kurtulmak farz olmuştu ve yaklaşık 3 yıl evvel ayrıldığım bu ilçeye zaman zaman halen ayrıldığımız evde yaşayan aile büyüklerini ziyaret etmek için uğruyoruz.

Ben kendimi bildim bileli arabamız vardı.Herkes 'kendi kapısının önü' denen bölgeye yani takribi 1 metre genişliğindeki kaldırıma yolun gidiş-geliş durumuna göre ya üstüne çıkarak yada iyice yanaştırarak aracını park ederdi.Ancak yıllar ilerledikçe sokaktaki araç populasyonunda patlama oldu işin açığı ve haftasonları yer bulmak imkansız oluyordu.Dolayısıyla tüm sokak da eskiden beri birbirini tanıdığı için kendi kapınızın önü dolu olunca gidip boş ise eğer komşunuzun kapısının önüne bırakabiliyordunuz aracı.

İşte bugün takribi 2-3 saatlik bir ziyaret için tekrar yollandık Esenler'e.Sokağa geldiğimizde bizim eski evin kapı önünün iki araçla kapılmış olduğu,yegane park şeklinin; aracın yarısını bizim eski evin kapısının önüne yarısını da yandaki binanın kapısının önüne denk getirebilecek şekilde kaldırıma çıkarak olacağını gördüm ve bunu daha önce de defalarca yapmış olduğum için haliyle oraya aracı park ettim.

Aracı park ettikten sonra indim tam kitledim ki 3.kattan(o binanın tüm sakinleriyle tanışırız) bir şahıs; o aracı ordan kaldıttırırlar yalnız!! dedi, ben de yeni taşınan bir kiracı olduğunu farkederek: ''2 saatliğine geldik biz,başka nereye bırakabilirm hem? Yan binadayız zaten'' dedim ve içeri girdim.

Yaklaşık 2 saat sonra zil çaldı.Dedim heralde bişey oldu aracı ordan çekmemi isteyecekler diye içimden geçirmekle kalmadı odada benle bulunanlara da söyledim bu düşüncemi.Amcamdı cama bakıp gelen.Bugüne kadar o sokakta hiç karşılaşılmamış bir olayı bana bildiriyordu: ''Oğlum arabayı götürüyorlar''

Sıfat kısmını varın siz yakıştırın işte o tarz bi vatandaş 155'i arayarak bu adam benim kapımın önünü kapatıyor diyerekten şikayet etmiş ve sokağa çekici gelmiş aracı çekmek üzere.20 senedir bu mahallede ne bu tür bir şikayet nede başkasının kapı önüne çekilmiş bir araç için lütfen aracı al ben kendiminkini koyacağım tarzı bir istek yada serzenişte bulunmamış sokak ahalisinden tanımadıklarım ve çoğunluğunu günün 3te2 sini camdan sokağı izleyerek geçiren kadınlar için bu durum yeni vizyona girmiş aksiyon filmi yerine geçiyordu.Zira bu insanların sinema salonlarındaki filmlerden haberi bile yoktu onlar için hayat;evlilik,kavuşturma temalı salak tv programları ve sokağı izleyip,camdan evi temizledikleri suları leş hale geldikten sonra kovayla dökmelerinden ibaretti.

Neyse allahtan diğer yandaki binadan bir komşumuz çekicileri durdurma nezaketini göstermişti ki olay sadece çekici parasını ödememizle kapandı.

Şimdi burdan gelmek istediğim sonuç,vermek istediğim mesaj ve serzenişte bulunmak istediğim hal şudur;

Komşuluk ölüyor millet.Ben aracı çekicilerden aldıktan sonra bu ......... evladı insanları tespit edip iki kelime edebilmek,bu sokaktaki komşuluk ilişkilerini hatırlatmak amacıyla zilleri çaldım ancak nerden bilebilirsiniz ki.Belki de en yakın sandığınız komşulardan biri kıllık olsun diye yapmış bile olabilir.İnsanlar kötü dostlarım.Babana bile güvenme derler ya o lafı hep abartı bulurum ancak hakkatten insanları tanımak güçleşiyor artık.Çok uzun bi yazı oldu toparlamakta zorlanıyorum ancak buraya kadar okuma zahmetine katlandıysanız neler hissettiğimi anlamışsınızdır.Biraz da bugün o kişilerin yaptıkları bu şerefsizliği!,ahlaksızlığı,değer bilmeyen sığ kafa yapılarını yüzlerine vuramadığım için kendimi burda boşaltıyorum da denilebilir.Böyle işte..Herkes kendi kıçını düşünür hale gelmiş,bugün tamam hacı diyen kardeşiniz yarın adios amigo diyebilir size! Kimseye yok yere,fazladan güvenmeyin..İnsanlar bu aralar o güveni istismar etmekte pek bi ısrarlı sanki...Yazıklar olsun lan!

Çarşamba, Şubat 17

Mercedes F1 Takımı LPG'li yeni aracını tanıttı!!

Vodafone McLaren Mercedes Formula 1 Takımı, 2011 Formula 1 Dünya Şampiyonası’nda yarışacak yeni aracı MP5-25’i İngiltere’deki merkezinde tanıttı. Kaportası ve kanatları büyük ölçüde yenilenen araçtaki en büyük değişiklik ise yakıt olarak LPG kullanılması.

"Benzine Can mı Dayanır?"

Düzenlenen törende pilotları Lewis Hamilton ve Jenson Button ile yeni araçlarını tanıtan McLaren ekibi, sürekli artan benzin fiyatları nedeniyle artık LPG'li araca yöneldiklerini açıklayarak herkesi şaşırttı. McLaren ekibinin patronu Ron Dennis durumu "Benzine can mı dayanır yahu? İki gün üst üste depoyu aynı fiyata dolduramaz olmuştuk." şeklinde değerlendirirken, eski Dünya şampiyonu Hamilton ise "LPG'ye geçmemiz iyi oldu ama km'de 5 lira yakmamız da normal değildi, o kadar ustaya götürdük eski arabayı, yine de bir şey bulamadılar..." diyerek şikayetlerini dile getirdiler.

Basın toplantısında ayrıca Formula1'e katılmanın ateş pahası olmasında da yakınan Ron Dennis, arabanın safi masraf olduğunun altını çizerek, "Aslında taksi kullansak daha ucuza gelir." sözleriyle, Formula1 yönetimine de yarışlardan çekilme konusunda gözdağı verdi.

"Soğuk Havalarda Biraz Zor Marş Alıyor"

Toplantıda hazır bulunun bir diğer isim olan Mclaren F1 Teknik Ekip Lideri Paddy Lowe ise, LPG'li araçlardaki performans problemiyle ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtladı. "Performans problemine karşı hiçbir masraftan kaçınmayıp sıralı sistem taktırdık" şeklinde konuşan Lowe, "bi tek soğuk havalarda motoru ilk çalıştırırken biraz sıkıntı oluyor, marşa 2-3 defa basmak gerekiyor ama motor devrini aldıktan sonra yine canavar gibi gidiyor araba" diyerek kalkış dışında bir sorun yaşamayı beklemediklerini belirtti.(*)

(kaynak:zaytung)

Salı, Şubat 2

Dev Adam!


Paul Sturgess..22 yaşındaki bu adam Amerika kolej ligi takımlarından Mountain State forması giyiyor.

Paul'un boyu tam 234cm.Tam tamına 2 metre 34 santimetrelik bu adam İngiltere doğumlu ve pek çok İspanyol ekibinin takibinde.İşin ilginç yanı ise kendi gibi diğer extra uzun sporcular gibi diz,bilek vb kısımlarda herhangi bir sorun yaşamamış henüz.

Bir zamanlar Galatasaray tarafından denenen 2.45 lik Sultan geldi aklıma.Şimdilerde eğlence amaçlı organizasyonlara davet edilirken görebiliyoruz kendisini.O cüsseyi verimli şekilde kullanabilecek kuvvete ulaşamamış ve sanırım bir takım eklemsel sorunları olmuştu.

Paul Sturgess süre alıyor almasına ama bana yinede çok hantal gözüktü.Eğer Avrupa'da yada basketbolün henüz vasat seviyeye dahi ulaşmakta güçlük çektiği İngiliz liginde oynamak istiyorsa kuvvetlenmeye ve çabuklaşmaya ihtiyacı var.


SİVASBOOK!


İşte Sivas'tan,Sivaslılardan beklenebilecek bir hareket.Facebook da neymiş biz kendi sitemizi açar,gardaşlarımızı toplarız deyip Sivas Facebook adında kendi sitelerini açmışlar.

Nevresim Takımı'nda denk geldiğim postu sırf bu şehirde okuduğum ve bu şehrin farklılıklarını bizzat yaşayıp gördüğüm için paylaşmak istedim.Benim gibi hayatının bi kısmını bu şehirde geçirmek 'zorunda kalan' arkadaşlar için gelsin..

Henüz Sivaslı kimseyi tanımayanlar da tanımak için buradan buyurabilirler zira sitenin sloganı onlara da sesleniyor;

''Sivas'lı bir kişi tanıyorsanız üye olabilirsiniz eğer tanımıyorsanız tanımak için üye olabilirsiniz.''

Salı, Ocak 26

Kafamdaki tilkiler..

Nerden başlasam ki..2.yarı başladı,transfer dönemindeki gelişmeler ve henüz dönemin sonlanmamış olması,küresel ısınmanın had safhaya(bu lafa bayılıyorum) ulaşmasıyla maçların ertelenmesi,oynanması,oynanan maçlardaki vaziyetler vs vs.

Önder Turacı'nın affı 2 gündür gündemdeydi.Denizli maçında 4 oyuncunun birden cezalı duruma düşmesi,ki bu 4 oyuncunun Emre için olmasa da Lugano,Cristian ve Santos'un;birilerinden Sivas'ın iklim koşulları hakkında duydukları sonrasında bu kartları gördüklerine inanmamak istiyorum.Yapamıyorum.Daha önce de aynı konu gündeme gelmişti ancak kimse sesini çıkarmıyor,bile bile göz yumuluyor.Neyse işte cezalıların çokluğu Fenerbahçe yönetiminin tüm o kurumsal yapıyız işte,büyük kulübüz edalarını ortadan kaldırdı.Paşa paşa Önder'i geri çağırdılar.Önder'in ev kazasından! da bahsetmiştim burda.Yaptığı şey sorumsuzluk da olsa Önder'i geldiği günden beri kimi zaman oynadığı oyun vasat altı dahi olsa beğenirdim hep.Tabii ki geri dönmesi doğru karardır şu defansif bölgede yaşanılan oyuncu eksikliklerinin akabinde.Ancak bu şekilde mi olmalıydı? Adama sorarlar 'bu ne perhiz bu ne lahana turşusu' diye.

Galatasaray'ın son yıllarda Haldun Üstünel ile birlikte transfer politikasında büyük gelişmeler var cidden.Karşıt hislere sahip,dışardan bakabilen bi insan olarak bunu görmek gerçekten daha kolay.Bir Bratu-Petre transferleri hatırlıyorum ki Bratu için ozamanlar 'Avrupa'nın en hızlı santrforu' deniyordu.Bir Prates unutulmaz transferlerdendir.Yukarıda bahsettiğim Önder'i izlemeye giden Galatasaray yöneticilerinin o maçta hat-trick yapan forveti görüp 'bu kara çocuk iyimiş bunu alalım biz' deyip getirdikleri Lukunku da unutulmazlardandır.

Ancak son yıllara baktığımızda durum böyle değil.Takdir etmek lazım.Giderek sponsorla da olsa bu sponsorlardan gelen paralar olası başarısızlıklar sonucu extra borçlara dönüşürse asıl sıkıntı olur yalnız bunu da unutmamak lazım.Bu zaten Galatasaray'ın Uefa Kupası'nı almasından sonra yaşadığı 3-4 senelik bocalamanın ana sebebi değil mi.Bu denli bir başarıya alışkın olmayan Türk futbol idarecileri finansal alanda da gelişme gösteren grafikler karşısında nasıl davranacaklarını bilemediler sonuçta üstüne konularak gidilebilse bugünkü bir Sevilla bir Lyon olmak okadar da uzak bir hayal olmasa gerekti ozamanlar için.

Öte yandan gözden çıkardığını geri çağıran Fenerbahçe transferin son 5 gününe girilmesine rağmen hala sesi çıkmayan taraf.Jo ve Neill'a karşılık olarak Fenerbahçe bunun altında kalmaz yalnız! diyen de var geç kaldılar aga bundan sonra kimi alabilecekler diyenler de var.Gerçekten de öyle.Dentinho adı geçiyor ki kulüp gerçekten belki de bukadar uzun ve detaylı şekilde haberleri yapılan bir adamı ilk kez yalanlamadı.Geçen gece Quaresma adı ortaya atıldı onu bugün yalanladılar ama Carlos'u da kaç kez yalanladıklarını unutmamak gerek.Gönül ister tüm takımlarımız bir Pedersen,bir Quaresma Jo,Neill,Dos Santos ayarında oyuncuları ara transfer döneminde dahi kadrolarına katabilsin.Bu ligin yükselmesinin tek yolu da budur.Rekabetin artması.O yüzden rakip takım taraftarı olsam da facebook sayfamda Ernst'in Baros'un Kewell'ın resimlerine yer veriyorum.O yüzden Jo gibi Neill gibi adamların gelmesine seviniyorum ülkemize.

321 milyon $ verdi Digiturk.Dikkat! bu rakam sadece yıllık.Kulüpler gelirlerini 2 ye 3e katlayacaklar bu bedelle.Bu para doğru şekilde idare edilirse hem kısa vadede Avrupa'da ikinci yarıda daha çok takımımızı seyredebilme imkanımız olur,hem de altyapıdan oyuncu çıkmıyor sorunsalına çözüm getirmekte faydalı olur.Ben de dahil şu an lise,üniversite okuyan yada evlenen çoluk çocuğa karışan tüm erkekler çocukluklarında illa ki bir futbol okulu havası solumuşlardır.Yetenek yok değil,70 milyon ülkeyiz yahu yazık günah.Bence sorun yetenek olmamasında değil yeteneği işleyecek düzenin olmayışında,düzeni işletecek elemanların olmayışında.Ülkemizde futbolcu eskilerinin antrenör lisansı alması bukadar kolayken,4 yıllık beden eğitimi fakültesi mezunu adam antrenör olmak adına her türlü teorik ve pratik eğitimi donanmış olmasına rağmen şans bulmazsa nasıl dönecek bu düzen?

Bir Beşiktaş var ufaklığımdan beri bir türlü toparlanamadılar.Hep takip eden izleyen oldular.Yalan değil ben hep öyle bildim onları öyle gördüm.Evet mazide Metin-Ali-Feyyaz varmış.Evet 100.yılda bi parladılar.Hadi öncesinde bişey yoktu neden üstüne konulamadı?Alınan Türkiye Kupaları sus payı oldu camiaya.Bir başkan var bugün,aylardır git diyor taraftar yeteeeeerrr! diyor ancak bana düşmez ama olsa olsa bunun adı yüzsüzlüktür bilader.Bir İlhan Mansız vardı bu Beşiktaş'ta,bir Carew geldi sonra.Şimdi ne alemde Beşiktaş'ın forvet hattı? Nihat? Bobo? Nobre? Ne yaptı bu adamlar bu yıl? Ne verdiler?Batuhan oynasaydı 17 maçı;daha mı az etkili,daha mı az faydalı olurdu?

Geçen yıl mı neydi.Branda çekilmişti Saracoğlu'nun zeminine.Bir Allah'ın kulu da çıkıp sormuyor.Niye o brandalar tüm stadlara çekilmez?Karın 15-20 cm yağmasına izin verilip sonra çimle temas halinde olan kısmın buz olmasına izin verildikten sonra üstünü sıyırsan nolur sıyırmasan nolur altı buz zaten onun yaptığınız şey sadece bizim tv den bakınca beyaz değil yeşil bir zemin görmemizi sağlıyor oysa zemin buz!Branda çekilip sonra branda kaldırılsa daha mı çok zarar gelir çime? Anlayamıyorum.

Son olarak futbol dışından bir paragraf.Küresel ısınma var kardeşim.İklimler değişiyor ben bunu görüyorum birebir yaşayarak.Geçen sene -20 leri kendi gözümle gördüğüm Sivas'ta ayrıldığım 23 Ocak'a kadar kar yağmadı.Yalnız 2 gün oda yarım yamalak.İstanbul'a geldim,gelirken uçağın rüzgardan dolayı yan yatmasından mı bahsediyim,yoksa daha bu akşam Vatan caddesinin arabalar ilerlemesine rağmen akşamın 6sında kar tutmasından mı bahsediyim.Yoksa Erzurum'da Ocak ayı ortalamasının 40 yıl sonra -9.5 dereceden -3.5 a düştüğünden mi bahsediyim? 2012 muhabbetlerine inanmıyorum ama böyle giderse 40'ı görmeden paket olacak sonumuz sanırım.

(Buraya kadar sabredip okuduysan seni canı gönülden kutluyorum.Ödül olarak fotodaki zat-ı ali'yi açıklıyorum:Kevin Keegan)

Çarşamba, Ocak 20

'What is that?'




Dün gece,finallerin getirdiği sıkıntılar ve ev özleminin yarattığı yarasa tarzı yaşam biçiminin sonucu bloglar arasında gezinirken 'mothandmoth' adlı blogda denk geldiğim kısa filmi paylaşıyorum sizlerle.İlginç ve kaliteli bi içeriğe sahip olan bu blogu ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Kısa filmler çoğu zaman uzun uzun çekilmiş filmlerden çok daha fazla duygu yükleyebiliyor insana. Yunan yönetmen Constantin Pilavios'un 2007' de yönettiği ve 30. Yunanistan Kısa Film Festivali'nde gösterilen bu film, bir baba ile oğlun arasında geçen kısa diyalog yolu ile ne kadar çok şey anlatıyor bizlere.

Seyretmekle yetinmek istemeyenler için hikaye şöyle;

Baba ve oğul evlerinin bahçesinde bir bankta oturuyorlardı. Oturdukları bankın karşısındaki bitkinin dalına bir serçe kondu. Baba gazete okuyan oğluna, “
bu nedir?” diye sordu. Oğlu “bu bir serçe” diyerek cevap verdi ve gazetesini okumaya devam etti. Babası hala aynı yerde duran serçeye bakarak tekrar “bu nedir?” diye sordu. Oğlu, “baba sana söyledim ya bu bir serçe” dedi. Kuş hareketlendi ve uçarak yakınlarındaki çimlerin arasında bir yere kondu. Babası yer değiştiren kuşa bakarak oğluna tekrar “bu nedir?” diye sordu. Oğlu sinirli bir halde “serçe baba, bu bir serçe, ser-çe” dedi. Oğlunun sinirlendiğini gören baba tekrar “bu nedir?” dedi. Oğlu bağırarak “Bunu neden yapıyorsun? Sana kaç defa söyledim; bu bir serçe. Anlamadın mı?” diye çok sinirli bir şekilde cevap verdi. Buna üzülen babası yerinden kalkarak eve doğru yöneldi. Oğlu ardından “nereye gidiyorsun?” diye sordu. Babası eliyle oğluna oturup beklemesini işaret etti. Oğlu elindeki gazeteyi yere atmış üzgün bir şekilde bankta oturuyordu. Babası kısa bir süre sonra elinde bir defter ile geri dönerek yanına oturdu ve defteri ona uzatarak gösterdiği yeri okumasını işaret etti. “Sesli oku” dedi. Oğlu defterde yazanları okumaya başladı. “Bugün küçük oğlumla parktaki bankta otururken bir serçe geldi ve önümüze kondu. Oğlum bana 21 kez “bu nedir?” diye sordu. 21 kez sorduğunda da ne olduğunu cevapladım. “Bu bir serçe” dedim. Her seferinde aynı soruyu sorduğunda ben de ona her seferinde sarılarak cevap verdim. Tekrar ve tekrar… Hiç sinirlenmeden, usanmadan ve severek cevapladım küçük oğlumun sorusunu…

Cuma, Aralık 25

Kıssadan Hisse-'Last Day Dream'

Bu sefer paylaştığım öykü 2009 Pekin 42 Second Dream Film Festival için hazırlananı..Her insanın kendi hayatıyla özdeşleştirebileceği,kendini videoda gözünü kırpan kişinin yerine koyabileceği bi film : 'Last Day Dream'

Last Day Dream [HD] from Chris Milk on Vimeo.

Perşembe, Aralık 24

Şöyledir,Böyledir..



*Yeni şeklimiz nası?Ben beğendim hacı;beğenmediysen çok da bişeyi değiştirmez hani ;)

*İlk 'bu aralar' postu çok değil 8 gün evvel olmuş.Ee bikaç gündür boşladık burayı hem malzeme de birikti yazayım dedim;malumatımı peşi sıra aklıma geldiği gibi sıralıyorum,yayınladıktan sonra da kesin unuttuğum bişey oluyo buna da kıl oluyorum.

*Aklıma geldiği gibi sıralıyorum çünkü not falan almıyorum,aslında bloga yazılabilecek türden şeyleri ufaktan bikenara çizittirsem şuraya iki katı malzeme çıkar,bi huzur dolu otobüs yolculuğu vardı onun mesela yarısını laptopa,diğer yarısını da şarj bitince telefona taslak olarak not almıştım.

*Şunu itiraf etmeliyim ki aç ve uykusuz yazmak işkence ama şimdi yazmassam geceye kalır onuda yayınlamak yarına kalır so;

*bugün azönce şahit olduklarımdan başlıyım,yav kardeşim bir memlekette tüm noterler mi asık suratlı olur,hepsi mi mıy mıy konuşur derdiniz ne aga?nediyr sizyin derdinyizzz?? Devletim sağolsun varolsun 21 senede ilk defa bana karşılıksız destek olmak istemiş,şu aralar çoğu üniversitelinin notere gitme sebebini edinmiş şekilde gittim,hayır daha evvel de gittim hepsi böyle.Bir taahhütname veriyolar,şurayı imzala diyo anlıyorum peki ya sonra sölediği ''şuraya da hımınım! yaz'' nedir? Efendim diyorum karşılığında bu kez ınım! diye cevap alıyorum 2.kez sormaya tereddüt edip 7-8 saniye duraklamanın ardından hıı okudum yaz diyooo diye jeton düşüyo ve yazıyorum.Bi tek noter çalışanları da değil sanki tüm devlet memurları böyle.Hepsi sanki işinden bimemnun,mutsuz..Eee noldu?hani ya götünü devlete dayadın mı rahattın? Nerde yardımsever,ilgili bir memur vardır o eli öpülecek,başüstünde taşıncak insandır arkadaş!

*Noter amca,teyzeler iyi;hemde allahıma iyiler he..Bir kağıda basılan iki damga bir imza hooop 40 lira.Allah bereket versin aga,noter olmak var bu devirde onu bilir onu sölerim her notere işim düştüğünde,

*Bugün bişeyleri tasdik eden sadece noter değildi,defalarca konuşulan bi konuyu kendim tasdik ettim,1.5senelik Sivas döneminin şu geldiğim noktasında buranın soğuğuna alıştığımı kesinlikle söylüyorum,sabahın dokuzbuçuğunda(9:30 a.m.) hava 2 derece ve ben kendimi İstanbul'un güneşli ancak 10-12 derecelik hafiften ısıran havasını yaşıyormuş gibi hissediyorum Annem sözüm sana,babane,amca siz anlayın:üşümüyorum alışkınım deyince kabul edin yahu.

*Bi Polo var Sivasta.Sahibini arkadaş arasında takdir ettik,burdan da ediyorum,azönce eve girerken Haloların kapının önündeydi,bilader güzel şekil yapmış arabaya,öğrenci bi kardeşimiz sanırsam modifiye doğan görmekten sıkılan gözlerimize iyi geliyor onu görmek,

*Hikmet Karaman İngiltere'de antrenörlük yapabilir her an,''Başarılı olacağıma inanıyorum'' demiş,sağlam cesaret işi,helal olsun diyorum.

*Vizeler bitti ne rahatladık behh,en son bizim bitti sanırım burdan öğrenci işlerini ve bölümü eseflen kınıyorum,finallere 2hafta kala vize mi biter arkadaş? Final gibi vize olduk lan! ayıp!

*Emeğin karşılığını vermeyen asistanlarımızın da ellerinden öpüyorum,başta Mert'in olmak üzere ben dahil bir çok kardeşimizin 70-80 lik kağıtlarına 40-50 verdiniz,bi tarafınızdan çıkar elbet rahat olun siz,

*O değil bizdeki de ne hırsmış,ne istekmiş arkadaş,son vize Salı,sınavdan sonra akşam 11-12 halısaha ayarladık,pek te güzel,çekişmeli oldu be,benim de içinde olduğum Halo,Neco,Onat,Musti,Ahmet,Aykut'tan oluşan takım 'ismi lazım değiller'i yendi.

*O değil fena hamlamışız,vücudumdaki bilumum kasların ağrısını hissediyorum,öksürürken karın kaslarım ağrıyo aga 2 gündür ona rağmen hırsımızı alamadık demek cumartesi rövanş müsabakası!

*Dün akşam da 2kişilik takımlarla pes gecesi yaptık.Hoş şanssızlıklar Onat'la idare ettiğim takımı buldu paso ama zevkliydi.Ahmetcan o son golü hatırlatır gözlerinden öperim kardeşim ;)

*Peki 2saat uykuyla sabahın köründe kalkıp kirayı vermeye gittiğin evsahibi öğretmen kişisinin okuluna gidince o gün adamın boş günü olduğunu öğrenmek? Yarın sabahın köründe gitmek zorunda kalmak cabası..

*Şu enformatik dersinde kodlar,algoritmalar,akış diyagramları bişeyler görüyoruz..Nerde kullanacaz aga bunları ya? Autocad var bilmem ne var buna ne hacet diyoduk ki dün gece şu gördüğünüz görünümü elde ederken bizzat kendim kaç on küsür tane satır yazdım,hayret ettim ve Onat'la vizeye çalışmamız hem vizede işe yaradı hem şu kodlarda onu anladım(Oh Thank God).

*Akşam özetini izleyebildim sadece,Özer döktürmüş,umut veriyo bu çocuk bana,devre arasında iki takviye sonra gelsin Liverpool maçları!Ne Lille'i olum?

*Arkadaşlar sözüm şu yazıyı okuyup hala edinmeyenlere,aga bir gmail hesabı açın,bi adres alın kendinize,bak valla hayat gmaille güzel,reader bilem var blogları rahatçana takip edebiliyosun..Hem bana yorum yaparken adsız yerine orda google hesabınla yaz da bilelim kimsin necisin niyetin nedir gardaş?[Blogumu izliyosan da izleyicilere katılıveğğ bi zahmet ;) ]

*İnsanoğlu tuhaf lan..Valla çok tuhaf..Yok daha bişey demicem..Tuhaf sadece..

*Acı olan şu ki tüm naletliklerine rağmen burda olmaya alışmışım eve gidince yadırgıyorum.

*Hala okulu uzatmadım bu arada..Sevindirici..

*Geçen hafta Disko Kralını izlemeyen çok şeyler kaçırdı.Şöyle ki: ''45 yaş üstü gelmesin,dökülen insan gelmesin yani bööle dinamik geeelsinn,çok esmer olmasın,çok da beyaz olmasın şöle çukulata tenli,kumral olsun..Kaşlı,gözlü,döşü kıllı,karizmatik! hala izlemeyen varsa şurdan buyur..

*Ekşisözlük yazar kişisi olmak ne zormuş bilader bu gidişle 8-10 ay daha var benim..An itibariyle 33247.sıradayım iyi mi?

*Testere 6 ya gittik geçen.Sağlam film,senaryo belki de içlerinde en iyisi gidin derim.Vavien'i ve Avatar'ı merak ediyorum,Yahşi Batı'yla birlikte nasipse yılbaşı haftası içinde hatun kişisiyle gidip göreceğiz efem,

*Bide edvırd bitti ceykıb çıktı başımıza bitsin artık!

*O benim İstanbulspor vardı hani,2.lige çıktık aga,namağlup lider,tam gaz devam..(Kupada Beşiktaş'ı elemek de cabası)

*Ajax gece gece oha dedirtti adama,yuh bilader 5 at 6 at hadi 8at! ama o ne ya? Rakib şeref sayısını atmış ama aferin

*Geçen gün Leo Franco uefa'daki eşleşme için 'favori Atletico Madrid' dedi,kıyamet koptu.Lille kalecisi Michael Landreu;Fenerden çekiniyoruz dedi.Niye Fransa'da 'Landreu'dan Lille taraftarını şok edecek açıklamalar!' diye başlıklar atılmıyo gazetelere? Ne zaman akıllancaksın Türk spor basını?Hadi artık aga ömrümüz geçti!

*Büyüdükçe,küçüklüğünü hatırlar,özler oluyosun ya..İçinde bi hüzün oluyo belki anlık..Ne fena dimi..Sabah gittiğim bi ilkokuldu ve nöbetçi kardeşim beni öğretmenler odasına kadar çıkardı.Bana ziyaretçi defterini imzalatırken şuraya bi imza abi,yolu gösterirken gel abi demesi..Olum fena oldum..Liseyi özledim ya..Yaşlılık kötü..Valla kötü..

*Fenerin şu oynamayan haliyle bile lig,kupa,uefa'da lider olması ilginç dimi?

*Arabamı özledim,İstanbul'u özledim,kimse alınmasın ama hayat böyle;ufakken kalmaya gideyim diye can attığım akrabalarımı şimdi özlemiyorum,rahmetli hep derdi:Evlenince ziyaretimize de gelmezsin sen..Okadar da değil saygı var illa ki olcak her daim ama durum böyle aga..Hatunu özledim ki sorma,kahvaltı,sinema,gez-toz-gül-eğlen 4 güne 4 haftayı sığdırmaks,yakındır..Gecikmiş kutlamalar var yapılcak,ciciler falan..şşşt süpriz mi ne!

*Sömestr'da kedi alıyorum abicim.Scottish fold,British shorthair veyahut Persian tercihim,Allahım sen elimi yüzüme bulaştırma yareppim,bismillah süphaneke dinimiz amin!

*Şebo'nun albümü dinledim,şarkılar birbirine benziyor gibi geliyor evet ama bikaç kez dinleyince öle olmadığını anlıyosun,benim favoriler Eski,Benim Adım Orman,Merhaba,Yalnız,Ateşe Yakın...

its dı fıtbıl dets dı fıtbıl(alakasız ama bunu yazasım vardı ne zamandır kusurakalma)..Dicem odur ki bu aralar bizde durum bu..Abi bi de allah rızası için hasta olanlar öksürürken ağzını kapatsın(sözüm kapamayan bencil öküzlere),bir de insanlar ter kokmasın lütfen,duşa girmeye üşenmeyin aga(bu da koktuğunu fark etmeyen,ettiği halde yıkanmaya üşenen,bize farkettiren leş insanoğullarına) Hath selametle!

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...